Kanlı Bir Tabu: Regl

Kanlı Bir Tabu: Regl

Regl deneyimi cinsiyetlerden bağımsız olarak ele alınmalıdır. Bunun nedeni; her kadının regl deneyimlememesi aynı zamanda regli deneyimleyen her bireyin de kadın olmamasıdır. Fakat reglin dünya ve Türkiye genelinde daha çok kadınlar tarafından deneyimlenmesi ve kadınların regl deneyimlerine dair daha fazla bilgi ve veri olması sebebiyle bu yazı, kadınlar ve regl bağlamında ele alınmıştır.

Regl Nedir?

Regl, adet gibi isimleriyle bilinen menstrüasyon döngüsü; vücutta belli periyotlarla tekrarlanan, sağlıklı, normal bir biyolojik döngüdür. Döllenme olmaması durumunda rahme tutunması gereken bir embriyo olmadığı için rahim iç katmanının, döllenme olduğu fakat embriyonun hasta ya da ölü olduğu durumlarda da embriyoyla birlikte iç katmanın vücuttan atılması ile gerçekleşen kanama halidir.

Regl, birçok toplumda görünür ve konuşulur bir konu olmaması sebebiyle tabu olarak var olmaktadır. Bu durum regl hakkında bilgi eksiklerine, olumsuz anlamlara yol açmaktadır. Reglin kamusal ve özel alanda görünürlük elde edemeyişi kadınları ekonomik, psikolojik, fizyolojik ve üreme sağlığı temelli olmak üzere birçok konuda dezavantajlı kılabilmektedir. Toplumsal olarak üretilen ve sürdürülen ‘‘regl tabusu’’ eğitimden sağlığa, iş hayatından cinsel hayata, kamusal alandan özel alana çeşitli mitlerle, inanışlarla, regle ve regl kanına yönelik yanlış/yönlendirmeli bilgi, tutum ve davranışlarla kuşaktan kuşağa aktarılmaya devam etmektedir.

Regle atfedilen ‘‘kirlilik, hastalık’’ gibi tanımların yanı sıra; regl dönemi veya regl kanı söz konusu olduğunda kullanılan bazı ifadeler bu doğal döngünün görünür ve konuşulabilir olmasının önünde engel teşkil etmektedir. Menstrüasyon döngüsünü ifade etmek için kullanılan ifadelerden bazıları ‘‘gelinciklenmek, kızıl ordu kurmak, halası gelmek, özel/hassas/duygusal gününde olmak, rahatsızlanmak’’ gibi regl ile ilişiği olmayan ifadelerdir.

Ter, tükürük, idrar gibi bedensel sıvıların aksine regl kanının tabulaştırılması ise ataerkil sistemlerin kadın bedeni üzerindeki tahakkümünün bir göstergesidir. Reklamlarda, ürün ambalajlarında, geleneksel ve sosyal medyada kullanılan ‘’sıvı, akıntı ve sızıntı’’ regl kanını aktarmak için kullanılan başlıca sözcüklerdir. Bu doğal döngüyü ifade etmek için regl, adet, menstrüasyon kelimeleriyle durumu açıkça tanımlamak yerine bu gibi ifadelere başvurmak kadın bedeni ve deneyimi üzerindeki kısıtlayıcılıkla ilişkilendirilebilir. Çünkü bu durum, görünürlüğün önünde engel oluşturmakla birlikte regli utanılması, gizlenmesi, konuşulmaması gereken bir durummuş gibi yansıtır. King’in de belirttiği gibi bu ideoloji kadın bedeninin özgürlüğünü kısıtlamakla kalmayıp onun üzerinde oluşturulan baskının pekiştirilmesine de aracılık etmektedir. Regli olduğu gibi tanımlayamamak, regli gizlemek, regl kanından ve regl olmaktan utanmak, regl ile ilgili konuları dile getirememek gibi kültürel engeller; ped, tampon, menstrüel kap gibi ürünlerin yüksek vergilendirme ve zamlara tabii tutulması, ürünlerden bazılarının birçok yerde satılmaması gibi fiziksel engeller menstrüel dönemlerindeki kadınların ve onların regl deneyimlerinin ötekileştirilmesine aracılık eder.

Regle, regl olan kadına yönelik farklı kültür ve toplumlarda sahip olunan çeşitli bilgi, tutum ve inanışların çoğunun sosyal, fiziksel ve kültürel kısıtlamalar olduğu görülmektedir. Bu konuyla ilgili sosyoloji ve antropoloji alanlarında yapılan çalışmalarda regl olan kadının saçını boyatamayacağı, yaptığı yemeğin yenmeyeceği, süt ürünleri, turşu, hamur gibi mayalanacak besinleri üretmek veya dokunmak isterse bozacağı gibi gündelik pratiklerle ilgili tabulara rastlanılmıştır. Ayrıca yeni doğan bebeği ziyarete gittiğinde bebeğin ömrünün kısa olacağı, ev, tarla, bahçe gibi alanlarda bulunmasının bereket kaçıracağı, regl olan kadınla cinsel ilişkiye giren erkeklerin lanetleneceği yönünde çeşitli akıl almaz mitler de bulunmaktadır.

Yine yapılan araştırmalar sonucunda görülmektedir ki; ataerkil ideoloji nedeniyle toplumlarda kadın bedeni ve özellikle de regl olan kadın bedeni üzerinde varlığını sürdüren bu tabu, efsane ve tutumlar kadınlar tarafından da içselleştirilmektedir. Kadın, bedeni ve regl deneyimi üzerindeki baskı ile tahakkümü içselleştirilmesinin bir sonucu olarak iş yaşamından gündelik yaşamına kadar çeşitli alanlarda kendisini bazı pratiklerinden uzaklaştırabilmektedir. Regl olan kadınların bu dönemlerinde uzak durduğu pratiklerin başında cinsel ilişkiden kaçınmak, saç kestirmemek ve boyatmamak, duş almamak/banyo yapmamak, ağda/epilasyon yapmamak gibi pratikler olduğu saptanmıştır.

Regle ilişkin bu tutumlar, efsaneler, inanışlar ve eksik/yanlış bilgiler yukarıda da ifade edildiği üzere kadın bedeninin özgürlüğü önünde engeldir. Görünür ve konuşulabilir bir konu olmadığı toplumlarda regl; tabu olarak varlığını koruyup pekiştirmeye, bu nedenle de regl olan bireyler için ekonomik, psikolojik, kültürel, fizyolojik olarak dezavantajlı konumlar yaratmaya devam edecektir. Kadının, kadına ait olan olgu ve durumların değersizleştirilmesi, tabulaştırılması ve kendi içerisine hapsedilmesinden nasibini alan konulardan biri olarak regl; özellikle kadınlar tarafından görünür kılınması, hak talep edilmesi gereken bir konudur. Simone de Beauvoir’ın da ifade ettiği gibi kadınlar; kendi bedenlerinin, öz benliklerinin farkına vardıklarında tarihi değiştirebilecek özneler olduklarını kavrayacaklardır. Bunun sağlanması için kadınlar her konuda olduğu gibi regl konusunda da direnmeli, konuşmalı ve mücadele etmelilerdir. Bu sayede regle, regl kanına ve regl olan kadına ilişkin yaratılan tabular, etiketler, ötekileştirme ve kısıtlamalar ortadan kalkabilecektir.


       Kaynakça

  • Beauvoir, S.D. (2020) İkinci Cinsiyet, (Çev: G. A. Savran) İstanbul: Koç Üniversitesi
    Yayınları
  • King, S. (2020). Premenstrual Syndrome (PMS) and the Myth of the Irrational Female. The
    Palgrave Handbook of Critical Menstruation Studies, (s.287-302.) Palgrave Macmillan, Singapore
  • Thiebaut, E. (2018). Bu Benim Kanım. (Çev: S. Aytuğ) İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
yazı

Merhaba, ben Gülçin Yıldız Kara. Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü ve Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü öğrencisiyim. Akademik ilgi alanlarımı toplumsal cinsiyet, kadın hareketinin tarihsel gelişimi ve biraz da çevre sosyolojisi oluşturmakla birlikte; kişisel ilgi alanlarımı kamp yapmak, amatör olarak fotoğrafçılık, yazmak ve okumak oluşturuyor. Özellikle kadınların ve güçsüzleştirilmiş grupların iyileştirilmesine yönelik birkaç sivil toplum kuruluşunda gönüllü faaliyetlere katılıyorum. Araştırmayı, iletişim kurmayı, bunları araç olarak kullanarak keşfetmeyi ve öğrenmeyi seviyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.