Toplumsal Cinsiyet Nedir?

Toplumsal Cinsiyet Nedir?

“Toplumsal cinsiyet nedir?” diyerek bu alandaki yazı dizimize başlıyoruz. Toplumsal cinsiyet kavramı son zamanlarda oldukça önem kazanmıştır. Farkındalığın arttırılması ve görünürlük kazanması bu alanda yapılan çalışmalar sayesindedir. Sivil toplum kuruluşlarından, kamu kurumlarına kadar her alanda toplumsal cinsiyet konusunda çalışmalar yürütülmektedir. Bu vesileyle biz de, bu konunun neden ön plana çıktığını anlatmaya ve konunun önemini vurgulamaya çalışacağız.

Cinsiyet ve Toplumsal Cinsiyet
Cinsiyetimiz biyolojik olarak bize atanan kimliktir. Biyolojik farklılıkların dışında bir insanın ötekinden farkı yoktur. Yani doğal olarak getirdiğimiz şey cinsiyetimizdir.

Toplumsal cinsiyet ise daha doğar doğmaz yetiştirilme biçimimize denk gelir. Sosyalizasyon süreçlerinin ilki olan birincil sosyalizasyon; aile içinde öğrendiklerimiz, yaşayış biçimimizdir. Biz dünyaya geldiğimizde içine doğduğumuz kültür ile tüm öğrenmelerimizi içselleştirip benimseriz.  Giydirilen kıyafetten, yeme ve davranış biçimimize hepsi yaşanılan kültüre göre şekillenir. Doğduktan hemen sonra da devam eden bu kültür etkisi öğrendiklerimiz üzerinde etkilidir. Daha sonra ikincil sosyalizasyon sürecini okulda öğrenir ve yaşarız. Okulda ilk yabancı ile tanışırız. Anlamlı ötekiler denilen bu grup ve okul hayatı; bize, kültüre, yaşantıya dair yeni şeyler öğretir. İnsan, toplumsal ilişkiler içerisinde var olabilir. Burada bize atanan “kadın ve “ erkek” olmak cinsiyet rollerine gireriz. Yani üzerine düşünmeden içselleştirdiğimiz için bir hak, bir farkındalık göremeyiz. Bize atfedilen kadın ve erkek olmanın getirdiği davranış örüntülerini sergilememiz beklenir. Farkında olmadan önce, dayatılan öğretinin yanlış ya da doğru olduğu üstüne düşünemeyiz.

Kadınlık ve erkekliğin kültürel olarak kurulan, öğrenilen kalıplar olduğunu söylemek, onları biyolojik özelliklerden daha az “gerçek” yapmaz. Kişisel olarak hoşlanmasak ve benimsemesek bile, cinsiyetin bu şekilde kurulması, bizim benliklerimizin kuruluşunun da bir parçası olur, bizim nasıl insanlar olduğumuzu, neleri yaptığımızı, neleri hayal ettiğimizi, nelerden vazgeçtiğimizi belirler. (Bora, 2006:12)

Türk Dil Kurumu sözlüğünde “eşitlik”;

1.  İki veya daha çok şeyin eşit olması durumu, denklik, müsavilik, müsavat, muadelet.

2.  Kanunlar yönünden insanlar arasında ayrım bulunmaması durumu.

3. Bedensel, ruhsal başkalıkları ne olursa olsun, insanlar arasında toplumsal ve siyasi haklar yönünden ayrım bulunmaması durumu” olarak tanımlanmaktadır.

Eşitlik kavramını bu tanımlamalar üzerinden kabul etmemiz gerekmektedir. Bu kavram bize toplumu oluşturan herkesin herhangi bir özelliğinden ötürü, ayrıcalık tanınmayacağını belirtmektedir. Yani fazla ya da eksik değil, eşit şartların olduğu bir hayattan söz ediliyor. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, UNDP Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri içerisinde yoksulluk, açlık, sağlık ve eğitimden sonra gelen 5. amaç olarak karşımıza çıkmaktadır.

Toplumsal cinsiyet eşitliği; bireylerin cinsiyetlerine bakılmaksızın, hayatın tüm alanlarında eşit fırsat ve haklardan yararlanması ve eşit muamele görmesi, diledikleri tüm alanlarda kişisel bilgi ve becerilerini geliştirebilmesi ve tercihler yapabilmesidir (UNDP, 2021:7).  Tüm dünyada kadınların ve kız çocuklarının görünürlüğünün artırılması ve güçlendirilmesi,  cinsiyete dayalı ayrımcılığın ortadan kaldırılması için çalışmalar yürütülmektedir.

 

 

Kadın mı Erkek mi? Kim Daha Eşit?
Yaşadığımız coğrafyada ataerkil bir toplum yapısının olması ayrımcılık ve eşitsizlik getirmektedir. Toplumsal cinsiyet eşitliği derken bunu kadın, erkek tüm cinsiyet kimlikleri için de öncelediğimizi belirtmek isterim. Yalnızca kadın üzerinden bir söylem üretmek de yanlıştır. Ancak dünyada  kadınların daha çok maruz kaldığı dezavantajlı konumdan ötürü, öncelikli olarak farkındalık ve kadın güçlenmesi için daha çok çalışma yapmamız gerekmektedir.

Kadınların dezavantajlı konumu demişken, hepimizin en basitten düşünmesini istiyorum. Bir hocamız, aile hikâyemizin anlatıldığı bir ödev için sorulan sorular karşısında şu cevabı vermişti.
-Sizce annenizin haksızlığa uğradığı bir durum var mı? Bunu hiç düşündünüz mü?
-Babanızın ayıplandığı bir durum yaşadınız mı?
-Kadın ve erkek olarak sizler herhangi bir zorluk yaşadığınızı düşünmüyor musunuz?

Soruların asıl amacı bize özdüşünümsellik (kendi üzerine düşünebilme) kabiliyeti kazandırmaktı. Yaşadığımız hayatta haksızlık, eşitsizliğin var olduğunu gösterebilmekti. Bunu idrak edince kendimize dışarıdan bir gözle bakabiliriz. Doğar doğmaz üzerimize yapışan rollerin dışında, farklı bir bakış açısı geliştirebiliriz. Bu fotoğrafı yakaladığımız anda tüm gerçeklik ters düz olabilir. Algılarımızı bunun farkına vardığımızda değiştirebiliriz.
-Kız çocuklarının okula gönderilmemesi,
-Erkek çocuklarının uğradığı psikolojik güçlü olma baskısı,
-Farklı cinsiyet kimliklerinin kendini gizlemesi,
-Ev ile alakalı tüm sorumluluğun annede olması,
-Kadınların regl döngüsünün, hamileliğinin dezavantajlı durum kabul edilmesi,
-Gündelik hayat içerisinde dilde normalleştirdiğimiz (farkında olmadan yeniden ürettiğimiz) söylemler.
Bunların hepsi eşitsizlik durumunu göstermektedir. Kim daha eşit derken, saydığımız bu perspektiften bakmak gerekliliğini vurgulamaya çalıştım. Eşitsizliğin içselleştirdiğimiz haliyle toplumsalda sürekli yeniden üretilmesinin önüne geçmek için çabalamamız gerekir.
Kendi hayatımıza bakınca gördüğümüz şeyin farkına varabilirsek, eşitsizliğin önüne geçebiliriz.

Peki siz hayatınıza bakınca ne görüyorsunuz?


Kaynakça

Bora Aksu, (2008), Sivil Toplum Kuruluşları İçin Toplumsal Cinsiyet Rehberi

UNDP (2021) Toplumsal Cinsiyete Duyarlı İletişim Rehberi

yazı

Ben Derya Yiğiter, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Sosyoloji bölümünde lisans ve yüksek lisansımı tamamladım. Göç alanında çocukların eğitim ve entegrasyonları, gündelik hayat rutinleri üzerine çalıştım. Sivil toplum kuruluşlarında gönüllü çalışmalar yürütüyorum. Okumak ve yazmak arasında mekik dokuyorum 🙂 Edebiyatı, çiçekleri ve farklı renkleri severim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.