Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Bağlamından Göç

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Bağlamından Göç

Göç, çok eski zamanlardan itibaren insanlık tarihinde var olan ve günümüzde de hâlâ devam eden bir gerçektir.

İnsanların yaşadıkları yerleri kuraklık, savaşlar, eğitime erişememe, ekonomik yetersizlikler gibi çeşitli sorunlardan dolayı bazen isteyerek bazen de zorunda kalarak bulundukları yeri terk etmesini “göç” olarak tanımlayabiliriz. Göç sırasında ve sonrasında bazı sosyal gruplar diğer gruplara göre daha fazla risk taşırlar. Bu yüksek risk taşıyan gruplardan biri de kadınlardır. Bu yüksek riskleri; kadınların kaçakçılar, diğer göçmenler ya da sınır görevlileri tarafından fiziksel, cinsel tacize maruz kalmaları, bu cinsel taciz vakalarının önlenmesi için kadınların erken yaşta evlendirilmeleri ve bu kez de toplumsal cinsiyet temelli şiddet ve tehditlere maruz kalmaları, hijyen olanaklarına sınırlı erişimleri, üreme ya da gebelik önleyici sağlık hizmetlerine ulaşamamaları, aile ya da eşe bağımlı olmak nedeniyle (dil engeli, ekonomik) aile içi şiddeti bildirmede motivasyon eksikliği ve insan ticareti (insanların baskı, şiddet veya kandırılma yolu ile fiziksel ve psikolojik olarak sömürülmesi amacıyla bir yerden bir yere götürülmesi) olarak sıralayabiliriz. BM verilerine göre göçmen kadınlar insan ticaretinin başlıca kurbanlarıdır. İnsan ticareti (human trafficking) mağdurlarının %51’ini kadınlar %28’ini çocuklar oluşturmaktadır. Çocuklar içerisinde de kız çocuklarının ağırlığı oldukça fazladır. İnsan ticareti kurbanı her üç çocuktan ikisi kız çocuğudur. (UNODC, 2016:6-7) Ayrıca yapılan araştırmalar dünyadaki toplam 105 milyon uluslararası göçmen kadının, göç sürecinin herhangi bir aşamasında şiddet ve ayrımcılığa uğradığını göstermektedir. (IOM, 2013) Daha iyi bir hayat için göç eden kadınlar, geldikleri ülkelerde ise yine ayrımcılık ve şiddetle karşılaşırlar. Ayrıca yaşanılan dil sorunları, yabancı düşmanlığı, sosyal izolasyon, düşük ücretli ve kayıt dışı işlerde çalışmak zorunda bırakılmak gibi çeşitli sorunlarla da karşılaşmaktadırlar. Bu sorunları önleyici sosyal destek programlarının yetersizlikleri ya da göçmen kadınların bu destek programlarından habersiz oluşları, haberleri olsa bile sınır dışı edilmek korkusuyla bu programlara katılım sağlamaktan, kendi haklarını aramaktan çekinmekteler. Bahsettiğim bu sorunların çözüme ulaşmaması tüm bunlara ek olarak yeni sorunların meydana gelmesi ile göçmen kadınların psikososyal uyumları giderek bozulur. Bu uyumun bozulmasını önlemek için de göçmen kadınların sorunları ve ihtiyaçları, bu alana ilişkin temel bilgiler öğrenilmeli ve yapılan çalışmalar cinsiyet eşitliğinin ve kadın bakış açısının esas alındığı yöntem ve ilkeler ile yürütülmelidir.

Göç, genel olarak kadının hayatında ve kültürel yapılanmasında büyük değişikliklere yol açmaktadır. Bu değişikliklerin olumsuz etkisini azaltmak ve sosyal dışlanmayı önlemek için göç alan ülkenin göçmenleri topluma dahil ederek karar alması çok önemlidir. Bu farkındalığın oluşturulması üzerinde en büyük etki de yerel yönetimlerin tutumları ve haklara eşit seviyede erişimi sağlayan politikalardır. Ayrıca göç konusunda toplumsal farkındalığın artırılması ve daha eşitlikçi bir ortamın oluşturulması için politikaların sadece kağıt üzerinde değil uygulamada da eşit şekilde temel haklara erişimi ve güvenliği sağlaması gerekmektedir. 

Unutulmamalıdır ki göçmenler istatistiklerden, rakamlardan ibaret değildir! 

yazı

Sivas Cumhuriyet Üniversitesi'nde Sosyal Hizmet 3. sınıf öğrencisiyim. Toplumsal cinsiyet eşitliği, göç, insan hakları, mülteci hakları ve çocuk hakları konuları ile ilgileniyorum ve bu konular üzerine eğitimlere, çalışmalara katılıyorum. Göç alanında aktif gönüllülük yapıyorum. Kitap okumayı ve yeni yerler keşfetmeyi, denize gitmeyi çok seviyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.