Müziğin Aktivizmi: Feminizmi Şarkılardan Dinlemek

Müziğin Aktivizmi: Feminizmi Şarkılardan Dinlemek

Kültürel aktarım öğelerinden biri olan müziğin; insanın hayatındaki yeri, ona yüklenen anlamla eş değer konumlanmakta. Dilin kendini ifade ediş biçimiyle müziğin kendini anlatma biçimi aynı olmadığı gibi; dil ile aktaramadığın anlamı müzikle yansıtabilir, inşa edebilirsin. Bu anlam inşası, bir mücadele pratiği ve değişim odağı olan aktivizm içerisinde kullanıldığında ortak bir anlama ve eyleme dönüşür. Feminist hareket açısından bakıldığında; müzik ile aktivizmin iç içe geçtiği şarkılar, bu ortaklığın kurulmasında ve feminist bilincin uyandırılmasında bir aracı konumundadır. Feminist bilinçten kastedilen şey; her bireyin doğal haklar doktrini çerçevesinde eşit olduğunun farkında olunması ve biyolojik cinsiyetinden dolayı maruz bırakılan her türlü eşitsizliğin ve ikincilleştirmenin karşısında durulması. Hayatının bir aşamasında fiziksel ya da psikolojik şiddete maruz kalmış; eşitsizliği ve dışlanmayı aile kurumundan başlayarak, eğitim, iş ve yaşamın diğer duraklarında deneyimlemiş her kadının ve bireyin; bu şarkılarda tanıdık gelen bir hissi, öfkesi olacaktır. Öyle ki kadına yönelik toplumsal cinsiyet temelli şiddet başta olmak üzere şiddetin ve eşitsizliğin müzik ve sözlerin birleşimiyle yansıtıldığı bu şarkılarda ortak bir duygu açığa çıkar. Bu duygudaşlık bir anlamda kız kardeşliğin simgesel yansımasıdır.

Feminizmin ve kadın hareketinin tarihsel gelişimine bakıldığında kız kardeşlik ve ortak deneyimlerin önemi özellikle 20.yy’ın yarısından itibaren ikinci kuşak feminizmle beraber vurgulanmıştır. Bu vurgunun yanında özellikle 1970’lerden itibaren dile getirilmesi zor olanın, toplumsal kabullerin ‘radikal’ olarak konumlandırdıklarının, özel alanın ve oradaki şiddetin, görmezden gelinenin tartışmaya açıldığı bir dönemde müziğin de sözler aracılığıyla kendi kareografisini yarattığını söylemek mümkün.

Feminist düşüncenin içkin olarak barındırdıkları ve mücadelesi, müziğe yansıyarak kadın hareketinin eylem repertuarına bir katkı sunmuştur. Kamusal bir alan olan sokağı ve sokaktaki eylemlilikleri, ortak bir duygu çerçevesinde şekillendirmiş, güçlendirmiştir. Özellikle aynı anda aynı yerde, tek bir ağızdan bu şarkıların söylenmesi bir anlamda kolektif bir özne yaratır. Bu öznenin iyileştirici ve güçlendirici bir etkisi vardır. Dolayısıyla eylemliliğin temel öğelerinden biri haline gelen müzik, alanda mücadele yürüten sivil topluma ve bireylere kendini ifade etmede bir yol sunar. Çünkü sadece herhangi bir eylemde ya da etkinlikte kullanılmasının da ötesinde gündelik hayatımızın ayrılmaz bir parçası olan; yürürken, dinlenirken ya da bir uğraşın içindeyken dinlediğimiz müziğin anlattığı bir hikayesinin olması, anlam dünyamızda bir duyguyu çağrıştırması, çağrıştırdığı şey üzerine düşünmeyi ve sorgulamayı beraberinde getirir. Dolayısıyla müzik ile feminist aktivizmin kesişimi; kamuoyunun yaratılmasından, aidiyetin aktarılmasına kadar bir dizi önemli sonuçlar doğurur. Üstelik günümüz dijital çağında; sosyal medyanın, imgelerin, metinlerin ve seslerin bu kadar görünür olduğu bir dönemde eril şiddeti ve eşitsizliği müzik aracılığıyla ortak bir dile dökerek görünür kılar.

Şiddetin her yerde olduğu, TV’deki programlardan haberlere kadar normalleştirildiği, görselleştirilerek öğretildiği, yaydığı bir ortamda karşı duruş geliştirir. Bu karşı duruşu ve feminist hareket için yarattığı ortak coşkuyu ve duygulanımsal olanakları şarkıların anlattığı hikayeyi inceleyerek birkaç örnek üzerinden aktarmak yerinde olacaktır.

YouTube video

Kuşkusuz ilk akla gelen şarkı, Aysel Gürel’in kaleme aldığı, Sezen Aksu’nun 1986 yılındaki albümünde seslendirdiği ‘Ünzile’ şarkısı. Aysel Gürel’in Anadolu turnesine çıktığında bir köyde tanıştığı Ünzile’nin hayat hikayesinden etkilenerek yazdığı bu şarkının sözleri, çocuk ve gelin kavramlarının yan yana geldiğindeki oluşturduğu acıyı tüm gerçekliğiyle sunuyor. Çok küçük yaşta, koyun karşılığında evlendirilen ve 12’sinde anne olan Ünzile’nin sesini biz ancak şarkının bir bölümünde geçen ‘Ünzile kaç koyun ediyor?’ sorusuyla duyabiliyoruz.

 

YouTube video

‘Kız bebek demişler, sonra eksik etek’ sözleriyle 1999 yılında çıkardığı ‘Kız Bebek‘ şarkısında Nazan Öncel; kadın olmanın dünyaya gözlerini açtığın ilk andan itibaren ataerkil toplumun normlarınca ne ifade ettiğini özetlemiş. ‘Ben bir kadınım ama önce insanım’ sözleriyle devam eden şarkı feminist bilincin inşasında kült bir yerde yer almaktadır.

 

YouTube video

Ajda Pekkan’ın 1975 yılında Ajda albümünde yer verdiği ‘Sana Ne Kime Ne’ şarkısının sözleri Ülkü Aker’e, müziği ise Philippos Nikolaou’ya ait. Şarkının ‘hür doğdum, hür yaşarım!’ sözleriyle kadının özgürlüğüne ve eşitliğine yaptığı vurgu müzik ve feminizmin yarattığı eylemliliğin bir göstergesi.

 

YouTube video

Bandista’nın 2012 yılında çıkardığı ‘Sokak Meydan Gece’ albümünde yer alan; ‘isyan’ ve ‘olur olmaz’ şarkıları kendi başına adeta birer manifesto. Şiddeti üreten mekanizmalara dair çok şey anlatan ve örtbas edilmeye çalışılanları görünür kılan bu iki şarkı; kadınlara ‘susmayı’ öğreten eril düzene karşı kadınların hep birlikte söylediği simgesel bir eyleme dönüşüyor. “Olur Olmaz” şarkısında, kadının toplumsal cinsiyete dayalı dayatılan ev içi rolleri ‘ev işlerini marslılar yapsın’ sözleriyle özgün ve eylemsel bir forma dönüşürken; ‘cadıysam süpürge bana kalsın’ sözleriyle de kadınların özellikle Ortaçağ’daki toplumsal konumuna dair bir aktarım yapıyor. ‘Kız kardeşlerin sesini duysun, kadınlar sokaklara dökülsün’ sözleriyle de müzik aktivizminin en net örneğini işitmek mümkün.

YouTube video

 

Feminizmin ve müziğin iç içe geçtiği daha fazla şarkıyı dinlemek için ‘Kadınlar Vardır!’ çalma listesine göz atabilirsiniz.

Duymak isteyene; toplumsal cinsiyet temelli şiddete, eşitsizliğe ve eşitsizliğin yarattığı yıkıma dair; müziğin, şarkıların anlattığı çok şey var. Esas mesele bunu ne kadar duyabildiğimiz ve harekete geçebildiğimiz.

yazı

Merhaba! Ben İlknur Kökçü. Sosyoloji ve toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine çalışıyorum. Akademik ilgi alanlarımı göç sosyolojisi ve dezavantajlı gruplar oluşturmakta. Bu doğrultuda da kendimi geliştiriyor, çeşitli kuruluşlarda gönüllülük yapıyorum; aynı zamanda münazara ile ilgileniyor, tiyatroya gitmeyi seviyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.