Kadına Yönelik Şiddet: Bir Düzen(sizlik) Meselesi

Kadına Yönelik Şiddet: Bir Düzen(sizlik) Meselesi

“…düzen, önce doğal olan cinsiyeti yapay bir toplumsal cinsiyete dönüştürüp
Erkeği ‘erkek’, kadını ‘kadın’ yaptı.
Gerçekte ise erkeği ‘insan ırkına’, kadını da yalnızca bir ‘cinsiyete’ dönüştürdü.”
Claudia von Werlhof

Kadına yönelik şiddetin artması, toplum içerisinde toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yaygınlaşması ile doğru orantılı olarak devam etmektedir. Toplumun kendi içerisinde geliştirdiği ve biyolojik kimliğin önüne geçirdiği toplumsal cinsiyet kimlikleri, maalesef ki süt içmeyi reddetmeye başladığımızdan bu yana beynimizde yer etmiştir. Toplumsal cinsiyet kavramı kadın ve erkekler üzerine yüklenmiş toplumsal, kültürel, algısal farklılıklarla ilişkilidir.

Toplumun “kadın” ve “erkek” olmak üzerine alışılagelmiş rolleri toplumsal cinsiyetin temelini oluşturmaktadır. Kadın ve erkeğe atfedilen kalıp yargılar (basmakalıp düşünce/stereotyping) toplumsal cinsiyet eşitsizliğinde önemli rol oynamaktadır. Erkeklerin güçlü ve baskın, kadınların ise baskılanmaya müsait ve hem ruhen hem de bedenen zayıf olduğu yargısı, erkek egemenliğine zemin hazırlamaktadır. Kurbanı suçlamaya ve sürekli olarak kadında suç aramaya yönelik bakış açısı toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Kadınların sınırlı bağımsızlıklarının yanında erkeğe atfedilen tam bağımsız ve egemen bakış açısı, kadına yönelik şiddeti artıran bir diğer unsurdur. Şiddetin beş çeşidini de kadınların sıklıkla yaşıyor olmasının sebepleri, ciddi ve kalıplaşmış yargıların sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Fiziksel, cinsel, ekonomik, psikolojik ve siber şiddet türlerinin hepsi, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ifade ediliş şekilleri ile dönemsel artışlar göstermektedir.

Kadın ve erkek arasında eşitliği sağlamak elbette ki kadına yönelik şiddetin azalmasına zemin hazırlayacaktır. Kadına yönelik şiddet bir sonuçtur. Sebebi ise bastırılmaya çalışılan kadın kimliği üzerinde egemenlik kurma hevesidir. Yani, balta girmemiş bir ormanda yaşam mücadelesi veriyormuşuz gibi ataerkil bir yapı içinde kurulan eşitsizlik düzenine son vermek, toplumsallaşabilmek ve hem kamusal hem de özel alanda eşitliği sağlayabilmek umuyorum ki kadına yönelik şiddetin önce azalmasına sonra da yok olmasına destek olacaktır.

Peki, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için neler yapılabilir? Eminim ki hepimizin aklında bazı noktalar vardır. Bunları somutlaştırmak ve kendi düşüncelerimi de sizlerle paylaşmak isterim:

1. Kadına Yönelik Şiddet Karşısında 3 Maymunu Oynamamak

Kadına yönelik şiddeti, önemsizleştiren, mazur gösteren, haklı çıkaran, hatayı kurbanda arayan ve faili haklı çıkarmaya çalışan tutumlara karşı özellikle çok geniş kitlelere hitap edilebilen mecralarda -gazeteler, TV, sosyal medya- tepki göstermek ve fırsat vermemek.

2. Kadınların Kamusal ve Özel Alanda Bağımsızlığını Teşvik Etmek
Kadınların ekonomik olarak bağımsızlığını, kamusal ve özel alanda söz sahibi olmasını teşvik etmek gerekmektedir. Kadın komitelerinin, kooperatiflerinin ve kadınların bir araya gelerek sosyalleşerek kendi hayatları üzerine söz sahibi olmaları konusunda kendilerinde güven hissedecekleri ortamlar yaratmak etkili olabilir. Özellikle üniversitelerde kurulan topluluklar, mahallelerde, köylerde vs. kooperatifler ve kadın kulüpleri artırılabilir.

3. Çocuklara ve Gençlere Yönelik Toplumsal Cinsiyet Dersleri Sağlamak
Okullarda müfredata dahil edilmese de okullara erişimi olan STK’lar tarafından ve gönüllü öğretmenlerin de desteği ile konu ile alakalı eğitimler vermek çocuk ve ergenlerin fikirlerini değiştirebilir ve geliştirebilir.

4. Ebeveyn Eğitimleri Düzenlemek
Çocukların ne görüyorlarsa onu taklit ettiklerini biliyoruz. Bu sebeple ebeveyn olacak bireylere yönelik toplumsal cinsiyet eğitimleri düzenlenmesi, çocukların küçük yaşlarda eşitlikçi davranışlar göstermesine katkı sağlayacaktır.

5. Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini İçeren Çocuk Kitaplarını Artırmak
Çocuk kitapları ve masallardaki eril ve dişil kimliklerin, çocuk psikolojisi üzerindeki etkisini psikologlara bırakmakla birlikte kendi çocukluğumdan da biliyorum ki, masallar bizleri etkiliyor. Bu sebeple, yeni nesil masal ve hikaye kitaplarında yazarların bu konuya dikkat çekmesinin ve konuyu işlemelerinin verimli olacağını düşünmekteyim.

6. Sosyal Medya İçeriği Üretmek
YouTube, Instagram, Twitter gibi kitlelere hitap eden sosyal medya mecralarında içerik üreten kişilerin de toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki hassasiyetini artırmaları ve bu konuda içerik üretmeleri de toplum içerisinde konuya dair farkındalık kazandırabilir.

Tüm bu maddeler, kendi araştırmalarım ve düşüncelerim sonucunda ortaya çıkarılmıştır. Kadına yönelik şiddetin artması, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin beslenmesi ile genişleyerek yayılmaktadır. Bu kaynağının ortadan kalkması kadına yönelik şiddetin azalması ise sonuçlanabilir. İstediğimiz tam da bu!

Virginia Woolf’un, Kendine Ait Bir Oda’da dediği gibi “Kadınlık korunması gereken bir uğraş olmaktan çıktığı zaman her şey mümkün olur.”

 

Sevgiler,

Beste.

yazı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.