Ekofeminizm ve Chipko Hareketi

Ekofeminizm ve Chipko Hareketi

Ekofeminizm ve Chipko Hareketi 

Feminizm hareketi yıllar içinde zamanın iklimine göre şekillenip öncelikleri değişip dönüşmüştür: Birinci Dalga Feminizm, temel hak ve özgürlüklerde erkeklerle eş statüyü talep ederken İkinci Dalga Feminizm hareketi kamusal alanda yer bulamayan, eve sıkıştırılan kadınları odak noktası yapmıştır ve postmodernizm ile Üçüncü Dalga Feminizm “farklı kadınlık” tanımlarını merkeze almıştır. Ekofeminizm Üçüncü Dalga Feminizm hareketi içinde kendine yer bulmuştur. İlk defa 1974’te “Feminizm ve Ölüm” adlı, Françoise d’Eaubonne tarafından yazılan kitapta görülmüştür. 

Ataerkil toplum tarafından doğanın, kadın ile benzer bir zulme uğradığını ifade eder Ekofeminizm. Özellikle doğurganlık ve bereket analojisinin kurulması, “doğa ana/toprak ana” kavramlarındaki dişil ifadeler bize aslında insanın doğayı dişil bir konumda tuttuğunu göstermekte. Toprağa yönelik olan kontrol etme/tahakküm uygulama arzusu her zaman insanda görülmüştür ve tarım toplumu olmasıyla bu arzular daha baskın hale gelmiştir. Tarım öncesi toplumlarda insanlar doğanın sundukları üzerinde hayatlarını sürdürürken tarımla beraber kadınlar evlerin içine, doğa da mülkiyet sınırları içine sıkıştırılmıştır. 

Görsel: https://rightlivelihood.org/the-change-makers/find-a-laureate/the-chipko-movement/

1973 yılında Hindistan’ın Mandal köyünde ormanlarını korumak için ağaçlara sarılan kadınların eylemleri yani Chipko Hareketi, ekofeminizm için çıkış noktalarından bir tanesidir. O dönemin hükümeti Mandal köyü bölgesindeki ormanlık alanların yok edilmesine ticari kaygılarla izin vermiştir ama orada yaşayan köylüler bu yok oluşa izin vermemek adına kendi dillerinde “kucaklamak/sarılmak” anlamına gelen “Chipko” eylemlerine başlamışlardır. Büyüyen bu sesle dönemin hükümeti bu bölgedeki ağaç kesimlerini durdurmuştur. Chipko Hareketi o dönemden büyüyerek “Save Himalaya” hareketinin çıkış noktası olmuştur. Benzer çevre eylemlerini tüm ülkelerde görebiliriz: Türkiye’deki HES projelerine, filtresiz çalışan fabrikalara, ormanlık alanlarının yok edilmesine yönelik eylemlerde kadınların yükselen sesini işitebiliriz.

Görsel: https://kuzeyormanlari.org/2020/03/11/kadinlar-ekoloji-mucadelesinin-bel-kemigi/

Biz o hayvanların hakkını da savunmuş oluyoruz kendi hakkımızı savunurken. Ve onun gibi yanımızda olmayan, görmediklerimiz, yeraltında yer üstünde, gökyüzünde binlerce hayvanının hakkını savunuyoruz. Binlerce canlının, bitkinin, çiçeğin, böceğin hakkını savunuyoruz.
(Rüveyda, 35 yaşında, lise mezunu, ev kadını, bekar)¹

Bu alanda daha fazla bilgi edinmek için Emet Değirmenci tarafından derlenen Doğa ve Kadın: Ekolojik Dönüşümde Feminist Tartışmalar; Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan ve Carol J. Adams tarafından yazılan Etin Cinsel Politikası & Feminist-Vejetaryan Eleştirel Kuram; Sinek Sekiz Yayınevi’nden çıkan, yazarları Vandana Shiva ve Maria Mies olan Ekofeminizm kitabına bakabilirsiniz.


Kaynakça

¹Yavuz ve Özlem Şendeniz, “HES Direnişlerinde Kadınların Deneyimleri: Fındıklı Örneği,” Fe Dergi 5, no. 1 (2013), 43-58.

yazı

Merhaba, ben Çiçek Elif. Psikoloji mezunuyum. Çocuk gelişimi üzerine çalışmalar yapmaktayım. Kedimle beraber örgü örmekten, bir şeyler boyamaktan ve çocuk kitapları okuyup incelemekten keyif alırım. Kendimi ikna edebilirsem bir gün yazdıklarımı sesli olarak dile getirip podcast yapmak istiyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.